Her yerden çok uzakta.

Biri sizi gözetliyor.

Andy Warhol, 1968 yılında, “Gelecekte herkes 15 dakikalığına meşhur olacak” dediğinde internet gibi bir teknolojiyi hayal etmiyordu elbet. Bugünleri görseydi, YouTube, Twitter ve Facebook gibi sitelerin yarattığı etki nedeniyle, meşhur olma süresini dakikalara değil saniyelere indireceğine eminim.

Facebook geçtiğimiz ay 500 milyon üyeye ulaştığını açıkladı. Türkiye, ABD, İngiltere Fransa ve Endenozya`dan sonra, 25 milyon üyeyle 5. sırada. Ülkemizde 30 milyon civarında internet kullanıcısı olduğuna göre, internet erişimine sahip büyük çoğunluğun Facebook üyesi olduğunu görüyoruz.

Facebook`a, 2006 yılının Şubat ayında bir arkadaşımın “invitation”ıyla üye olmuştum. O günden bu yana yıllardır görmediğim, haber almadığım bazı arkadaşlarıma Facebook sayesinde ulaştım. Bu nedenle Facebook`a teşekkür borçlu olduğumu söylemeliyim.

Birkaç ay kadar önce ilginç bir şey oldu. Gönderdiği mesajı okurken, beni Facebook’la tanıştıran arkadaşımın 400`un üzerinde fotoğrafı olduğunu farkedince şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Fotoğraflarına bakarken, kendimi röntgenci gibi hissettiğimi hatırlıyorum.

Sonra diğer Facebook arkadaşlarımın fotoğraflarına, profillerine baktım bakabildiğim kadarıyla… Ve Facebook`un insan ruhunun en zayıf yönlerinden biri olan “farkedilmek”, “beğenilmek” kaygısını derin bir şekilde körüklediğini düşündüm.

İlginç fotoğraflar, illüstrasyonlar… Çocukluk, ilk gençlik, yetişkinlik… Kısa saçlı, uzun saçlı. Gecen ay, bu ay… Geçen hafta sonu, bu hafta sonu... Yalnız, arkadaşlarınızla, ailenizle… İşte, evde, tatilde, düğünde, lokantada, kırda, bayırda… İstanbul’da, Paris’te, Londra’da, New York’ta... İçerken, koşarken, yüzerken, gülerken, ağlarken, göbek atarken… Her hal ve durumda çeşit çeşit fotoğraf. 

Hatırlar mısınız bilmem, yıllar önce, televizyonda “Biri Bizi Gözetliyor” diye bir program vardı. Yarışmacılar bir eve kapanıyor, seyirciler tarafından gerçekleştirilen popülerlik oylaması sonucunda her hafta en az oy alan yarışmacı eleniyordu.

Facebook bazı yönleriyle bana o yarışmayı hatırlatıyor. Biri Bizi Gözetliyor`daki ev bilgisayar ekranı olmuş ve biz o ekrandan arkadaşlarımızı, arkadaşlarımızın arkadaşlarını izliyoruz. Üstelik, bu kez, biz de oyunun bir parçası olduğumuz için, sürekli başkaları tarafından izleniyoruz. Bu anlamda, Facebook`un o yarışmadan tek farkı, hiçbir yarışmacının elenmemesi…

Şu anda ne yaptığınızı, ne düşündüğünüzü dünyaya duyurmak mı istiyorsunuz? Facebook sayesinde saniyeler içinde yapabilirsiniz bunu. Kendinizi iyi hissetmiyor musunuz? “Bugün çok efkarlıyım” diye yazın, “duvar”ınıza gelen mesajları görün anında…

Neşeniz yerinde mi? Ünlü bir şairimizden bir şiir videosu yayınlayın, kim seviyor, kim sevmiyor anında görün. “Süper”, “mutlaka izleyin, izletin” gibi şeyler eklediniz mi, o video ya da mesajın internet aleminde binlerce bilgisayarda yer alacağını garantilemiş olursunuz.

“Üye sayımızı 1 milyona çıkaralım”dan “Facebook`suz n’aparız”a uzanan değişik gruplar kurabilir, Fenerbahçe Galatasaray maçından sonra rakip takım taraftarı arkadaşlarınızla istediğiniz gibi dalga geçebilirsiniz Facebook’ta.

Buraya not düşmekte fayda görüyorum: İnternete koyduğumuz her yazı, her fotoğraf konulduğu andan itibariyle bütün dünyaya açık. “Sadece arkadaşlarımla paylaşıyorum” diye sıyrılamayız işin içinden. Herhangi bir Facebook arkadaşımız, herhangi yazımızı ya da fotoğrafımızı alır, istediği sitede dilediği gibi yayınlar. Ender  de olsa, böyle bir şeyle karşılaşmak, bir gece sarhoş kafayla vücudumuzun en mahrem bölgesine dövme yaptırmak gibi bir duyguya benzer diye düşünüyorum. Ertesi gün uyandığımızda, bir daha kolay kolay kurtulamayacağımız bir dövmeyle hayatımızın sonuna kadar yaşamak hoş bir duygu olmasa gerek…

Biliyorsunuz, hemen her yenilik kendi fanatiklerini yarattığı gibi, karşıtlarını da üretiyor. Eminim, azınlıkta da olsalar, değişik nedenlerle Facebook`a karşı çıkan birçok insan var. Hatta farklı olmanın yollarını deneyen binlerce insanın sırf “Cool” takılmak adına, Facebook üyeliklerini iptal ettiklerini sanıyorum. Böylelikle, cümle aleme “Facebook üyeliği olmayan ender kişilerden biri de benim” havası atma imkanı var, öyle degil mi?

Facebook ilerleyen yıllarda nasıl bir evrim geçirecek bilemiyoruz. Üye sayısı Myspace gibi azalacak mı, yoksa katlanarak artmaya devam mı edecek? Ben, birçok insanın buluşma ve haberleşme noktası olan, “Bu dünyada ben de varım, beni de görün, duyun” demek isteyen milyonlarca insana bu imkanı sağlayan Facebook`un daha çok uzun yıllar hayatlarımızda yer alacağını tahmin ediyorum.

Facebook`u sevelim ya da sevmeyelim, kullanalım ya da kullanmayalım… Sanıyorum asıl önemli olan, fırsat buldukça kalabalıktan uzaklaşıp, kendimize dönebilmek. Çünkü dünyadaki yalnızlığımızı bilgisayar ekranlarındaki arkadaş listelerinde değil, ancak yüzyüze görüştüğümüz sevdiklerimizle, gerçek dostlarımızla birlikteyken azaltabiliriz.

O nedenle, diyorum ki,  gelin, sanal dünyanın 15 dakikalık şöhretleri olmaktansa, kendi hayatlarımızın kral ve kraliçeleri olalım.

Mutlu Çarşambalar!

11 Ağustos 2010