Ne sahibim bu yerde ne kiracı.

Akhisarlı Cadillac

Bir gün neredeyse haftanın her günü  deneme sürüşü yaptığımı öğrenen Peter, alacağım ikinci arabanın ikinci el olması gerektiğini söyleyiverdi:

“Ne diye yeni bir araba alacaksın da dünyanın parasını harcayacaksın?”

Hiç aklıma gelmemişti ikinci el araba almak ama Peter haklıydı. Sadece şehir içinde kullanmayı  düsündüğüm arabanın yeni olması gerekmiyordu. Problem yaratmayacak, ucuz bir şey rahatlıkla işimi görürdü. Arayışlara basladım.  Ama uzunca bir süre aklıma yatan herhangi bir şey çıkmadı  karşıma.

Bir Cumartesi günü mahallemizdeki alışveriş merkezine girerken, arka penceresinde  satılık ilanı olan bir arabaya ilişti gözlerim. “Cadillac STS. $4,500”

İlandaki telefonu not ederken, 60-65 yaşlarında bir kadın yanıma yaklaşıp “Denemek ister misiniz?” diye sormaz mı?

Nasıl istemem? Hemen kuruldum sürücü  koltuğuna. Kadın da yanımda, kısa bir şehir turu yaptık Cadillac’la. 1995 model, 260,000 km’de, 8 silindirli, epey bakımlı bir Amerikan klasiği. İşin ilginci, benim 2006 model Corolla’mdan kat be kat daha konforlu. 

Arabanın sahibi, havaalanında tamirci olarak calışan eşini kısa bir süre önce kaybetmis. “Onun çok sevdigi bu arabayı her gün evimizin önünde görmek acımı daha da arttırıyor. O yüzden satmaya karar verdim” deyince moralim biraz bozuldu ama, ben almasam bir başkasına kısmet olacağını düşündüm hemen.

4,000 dolara anlaştık. 500 peşinat. Gerisi de Çarsamba’ya, arabayı teslim aldığımda…

O günden bu yana neredeyse 2 yıl geçti ve hala keyifle kullanıyorum Cadillac’ı. Plakayı alırken, doğduğum yer olan Akhisar’ı seçmistim. O nedenle, geçtiğimiz yıl bir konferans icin Montreal’a gelen ağbim, arabayı görüğü  an ismini de takmıştı: Akhisarlı Cadillac.

Öğle yemegi için iş arkadaşlarımla birlikte hemen her gün değişik bir lokantaya gidiyoruz. Hepsinin arabası benim Cadillac’tan cok daha yeni ama inanır mısınız hepsi yemeğe benimle gitmek, geniş koltuklara kurulup, yaylana yaylana yolculuk yapmak istiyor.

O nedenle, saat 12’ye doğru karnım onlardan once acıkmışsa, ki genelde öyle oluyor, Manisa garajındaki değnekçilerin potansiyel yolculara seslendiği gibi sesleniyorum arkadaşlarıma: “Haydi kalkıyor. Akisar, Akisar, Akisar, Akisaaaaaaaaaaar”… 

25 Mayıs 2010