Her yerden çok uzakta.

Hemşerim memleket nire?

Birkaç yıl önce günübirlik bir ziyaret için gittiğim ABD`den dönerken, Kanada sınırına geldiğimde, görevlinin, “Where is home?” sorusuna “Akhisar” demek gelmişti içimden. Ama şakamın tatsız sonuçlar doğurabileceğini dikkate alarak yaşadığım şehri söylemiş ve klasik bir iki soruya daha cevap vererek Kanada`ya geçmiştim.

Zaman zaman, o görevlinin “Where is home?” sorusu aklıma gelir ve “home”un aslında neresi olduğunu düşünür dururum.

Geçtiğimiz ay, 3 hafta süren Türkiye gezimden dönerken, uçakta hangi ülkeye ait olduğumu yeniden düşünmek fırsatı buldum.

Kanada`ya yerlestigim 2002 yılından bu yana Türkiye`ye toplam sadece 3 kez gittiğim için, her defasında , özellikle ilk günlerde, kendimi kendi ülkeme yabancı hissettim. Ama aradan birkaç gün geçtikten sonra, sanki yıllardır Türkiye`de yaşıyormuşum gibi, hayata “kaldığım yerden” başladığımı da farkettim. Sanki, onca yıl geçmemiş aradan... Sanki daha dün ayrılmışım o mekanlardan, o insanlardan…

Yani, “ne oralı ne buralı değil”, “hem oralı hem buralı” olmak gibi ilginç bir durum oluşmus hayatımda… “Hiçbir yere ait olamama” değil, birden daha fazla yere ait olabilme duygusu… Bu duygunun hoşuma gittigini itiraf etmeliyim.

Öte yandan, Türkiye`de geçirdigim günlerin, çalışma hayatından uzak olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani, sevdiklerimle paylaştığım “an”lar, genellikle hayatın keyifli anlarıydı. O nedenle, iki farklı ülkeyi aynı düzlemde karşılaştirabilmek pek mümkün olmadı, olamıyor…

Tıpkı, Küba`nin en sevdiğim ülkelerin başında yer alması gibi. Tatil icin gitmesem, yeni bir hayat kurmak üzere yerleşsem, bambaşka bir gerçeklikle karşılasacağımı adım gibi biliyorum.

Söyle Türkiye. “Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli”mi? Ve aslında gümrük memurunun “Where is home” sorusuna verilebilecek en doğru cevap şu değil mi:

“Home is where my heart is”…

27 Ekim 2010