Ne sahibim bu yerde ne kiracı.

Nevriye

Önce telefon, sonra email girdi hayatlarımıza ama o bana hep mektup yazdı. Üniversiteye gittim, mektup yazdı. Askere gittim, mektup yazdı. Calışmaya basladım, mektup yazdı. Başka bir ülkeye yerlestim, mektup yazdı. Hep yazdı. Zeytin ve salça gönderdiği paketlerin içinde bile “Canım Uğurcuğum” ya da “Uğurcuk” diye başlayan bir mektup olurdu hep.

Ah o mektuplar! Her okuduğumda, hiç büyümediğimi, hep çocuk kaldığımı hatırlatan mektuplar. Hala ana kuzusuyum ya… Evet, “üşütmeyeceğim”. Evet, “kendime iyi bakacağim”.  Meğerse yıllarca, o mektuplar sayesinde, hiç bitmeyen çocukluğumun tadını çıkarmışım da farkında bile olmamışım. Satırların arasında ona sarılmış, onun sıcaklığıyla ısınmışım.

Geçen yılın Mayıs ayı, Mayıs ayının ikinci Pazar günü. Telefon ettim. Sesimi duydu mutlu oldu, sesini duydum günüm aydınlandı. İyi miydim? Neler yapıyordum? Ne zaman Türkiye’ye gelecektim? Konuştuk doya doya. O benim gözlerimden öptü, ben onun ellerini öptüm. Ayrıldık bir daha görüşmek üzere…

Ama görüşemedik. Sıcak bir Haziran günü vurdu kötü haber. Canım annem. Biricik annem. “Bir ömürlük misafir” olduğumuz bu dünyada beni herkesten cok daha fazla seven annem. Kanatlanmış melek olmuş, sonsuzluğa uçup gitmisti.

Oysa Temmuz ayında onun yanında olacaktım. Mektup ve telefonlarda buluştuğumuz onca yıldan sonra nasıl da hazırlamıştım kendimi onunla geçireceğim günlere. Olmadı, sağ salim kavuşamadık birbirimize!

O gün bugündür, posta kutum öksüz, telefonlar suskun. Nazım Hikmet “en fazla bir yıl sürer, yirminci asırlarda ölüm acısı” demiş ama ben bu acıya hiçbir zaman alışacağımı sanmıyorum, alışmak da istemiyorum. Ağlıyorum zaman zaman. Gizli gizli. Annem aklıma düşüyor durduk yerde. Ona özlemle sarılmak, pamuk saçlarını okşamak, gül yüzünü öpmek istiyorum.

Eski mektuplarını okuyamıyorum. Denedim, yapamadım. Gözlerimden sicim gibi yaşlar süzüldü ilk satırlarda. Onun yokluğunda, o satırlarda onun sesini duymak, dayanabileceğim bir şey değilmis. O nedenle, ondan aldığım bütün mektuplara, yine aynı şairimizin bir rubaisiyle cevap vermek istiyorum:

“Paydos diyecek bize bir gün tabiat anamız / Gülmek, ağlamak bitti çocuğum / Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak / Görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat…”

“O  hayat”ta sana kavuşacağım güne kadar,  hoşçakal sevgili annecigim. Hoşçakal.

7 Mayıs 2010

Cumhuriyet - Anneler Gunu Eki