Ne sahibim bu yerde ne kiracı.

Tiger Woods'a rakip geliyor.

Ocak ayında Kaliforniya’daki bazı  golf kulüpleri için hazırladığımız bir proje (www.golfcourses.com) geçtiğimiz ay Ontario’daki golf sahalarını da kapsamaya başlayınca artık golf öğrenmem şart olmuştu.

Benim için golf, televizyon programlarından izlediğim kadarıyla, genellikle orta yaşın üstünde (kalburüstü  diyelim mi?) bir tabakanın oynadığı bir oyundu ama meğerse “kazın ayağı öyle değilmiş”.

Benim Caddy’yi periyodik bakım için götürdüğüm 20-25 yaşlarındaki tamircimin ciddi bir golfçü olduğunu öğrendiğimde ve 4-5 haftadır golf sahalarında gördüğüm  oyuncuların yaş ortalamasına dikkat edince, kafamdaki “orta yaş” imajının yerle bir olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Evet, orta yaşın üstündeki insanlar da golf oynuyor ama bence bu, golfün en güzel yanlarından birisi. İnsanların yaşlılıklarında oyuncu olarak katılabilecekleri kaç tane spor var ki?

Proje üzerinde tam gaz calışırken ve havalar ısınmışken çalışma arkadaslarımla golf oynamaya karar verdik ve bize en yakın golf kulübünde rezervasyonumuzu yaptık. İlk defa oynayacağım icin arkadaşlarımın malzemeleriyle idare etmek en mantıklısıydı. Neymiş? Her golfçünün 14 tane golf sopası  olurmuş. Uzun vuruşlar için, kısa vuruşlar için, kısa çim icin, uzun çim icin…  “Geçiniz” dedim “Bana 3 tanesi yeter de artar bile”. (Golf şortu, golf ayakkabısı vb olaylara girecek olsam, bir batında $400 - $500 harcamak işten bile değil. ABD ve Kanada’da golf endüstrisinin yıllık 20-30 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Paraların nerelere gittiği belli, degil mi?)

Bildiğiniz gibi oyunun kuralları  basit. Kücük bir topa elinizdeki sopalarla vuruyor ve topu uzaklardaki bir çukura sokmaya calışıyorsunuz. Toplamda en az vuruş yaparak topu çukurlara sokan oyuncu oyunu kazanmış oluyor. Hadise bundan ibaret. Acemi olduğum için “18 Çukur” yerine “9 Çukur”  oynamayı tercih ettik ve oyuna başladık.

Atış yapacağım yere topu koydum ve sordum: Hangi çukur? Arkadaşlarım bana uzaklarda, cok uzaklarda bir bayrağı işaret etmesin mi? Aman Allahım! Benim o topu o çukura yaklastırma ihtimalim, 100 metreyi 1 dakikada koşma ihtimalimden bile daha düşük.

 “Vira bismillah” deyip salladım sopayı. Iskaaaaaa! Bir iki deneme daha. Olmuyor. Ya çimleri havaya kaldırıyorum ya da boşluğa sallıyorum sopayı. Epey bir mücadele sonrası ilk vuruşumu yaptım. Ama havalanacağını  beklediğim top yerde sürüne sürüne birkaç metre uzağa gitmez mi? Gülsem mi, ağlasam mı? Arkadaşlarıma bakıyorum. Yüzlerinde müstehzi bir gülümseme… 

Kendi kendime diyorum ki, “Oğlum Uğur, neyine senin golf oynamak? Masa tenisi oyna, langırt oyna. Ya da hiçbir şey yapma, git evine kitap oku, televizyon izle”. 

“Başa gelen çekilir” dedim ve direndim. “Caymak yok”. Arkadaşlarımın vuruşlarına baka baka, kendi kendime teknikler geliştirmeye çalıştım. Başlangıçta tel tel dökülürken, 6. ve 7. çukurdan sonra toparlanır gibi oldum. Güç bela 9 çukuru  bitirdim ama ben de bittim. O günü izleyen bir hafta boyunca nasıl bir bel ve omuz ağrısı çektiğimi anlatamam.

Uslanmadım elbette. Kolay kolay pes eder miyim? Bir sonraki hafta, maç yapmak yerine “Driving Range” adı verilen, sadece topa vurma taliminin yapıldığı bir kulübe gittik. Ne de iyi etmişiz. Alıyorsun bi’ kova topu, başlıyorsun vuruş denemelerine. Iskalasan da, çimleri parcalasan da, maç yapma gibi bir dert olmadığı için topun peşi sıra yürümüyorsun. Topları su birikintilerine, çalılıklara atmak ve  kaybetmek gibi bir problemin de yok. Sadece antrenman.

Birkaç defa gittiğimiz bu topa vurma tekniğini geliştirme eksersizlerinden sonra  tekrar maç  yapmaya başladık. İlk günlerin acemiliğini üzerimden atınca oyunu epey sevdim diyebilirim.  Ağaçlarla dolu bir alanda, kuş sesleri eşliğinde, hem vücudunuzu çalıştıran hareketler yapıyorsunuz, hem arkadaşlarınızla muhabbet ediyorsunuz, hem de sürekli yürüyorsunuz. Dilerseniz bir şeyler atıştırın, soğuk bir bira icin. Sizce de keyifli değil mi?

Bu hafta “9 Çukur”dan “18 Çukur”a terfi etme haftası. Gerçi hala kendime malzeme almadım ama iyi bir oyuncu olma yolunda hızla ilerliyorum. Sanıyorum, yaz sonuna doğru Tiger Woods’a meydan okuyacak kıvama gelecegim!  

2 Haziran 2010